Sorunları bugün, çözümü gelecek için konuşmak

Kemal Can

Daha kötü bir gelecek iddiasının yarattığı belirsizlik ve argüman karışıklığı, olanı perdeleyen bir gündem yaratmaya imkan veriyor. “Türkiye Suriye’de bir yanlışa mı ilerliyor?” sorusu, halen içinde olunan yanlışı örtüyor. Ekonomik krizle ilgili “bak fena olur” uyarıları, iktidara değil kendi iddiasına zorlu sınavlar açıyor.

Bir süredir başka konular hakkında yazdıklarımın arasına sıkıştırmaya çalışıyorum. Bazı yazılarda alt başlık olarak daha doğrudan temas ettiğim de oldu. Ama galiba artık iyice altını çizmek gerekiyor: İktidar, yakın dönemde iyice sıkıştığı ekonomik kriz ve dış politika açmazları yüzünden sıkıntılı zamanlar geçirdi, seçim yenilgileriyle, siyasi çalkantılarla tanıştı. Bunların etkileri, sıkıntılarıyla hâlâ boğuşuyor ve çok da kolay çözebileceği bir durum gibi de görünmüyor. Fakat diğer yandan, neredeyse hiçbir şey yapmadan, bu sıkışmalardan nispi olarak sıyrılıp, zamanı yeniden lehine çevirmeyi başarmış bir havada. Üstelik sadece kendisinin inandığı bir hava değil bu, bir ölçüde kabul da ettirmiş sayılabilir. Sorunlar yerli yerinde durmasına rağmen, yokmuş, zayıflamış veya kendiliğinden düzelecekmiş gibi yapabiliyor. Onların baskısını sırtından atabiliyor. Hatta komik ve abartılı bulunsa bile, bazı iktidar sözcüleri, “şahlanış döneminin başladığı” gibi iddiaları gündeme getiriyor. Peki bu nasıl mümkün oluyor? Bu sorunun çok sayıda cevabı var. İktidarın ve onun destek çevresinin niteliğinden muhalefetin ve siyasi gündemin biçimlenişine, bu sorunların yapısal karakterinden ilgili aktörlerin acayipliğine kadar birçok neden sıralanabilir. Hangisinin daha etkili, hangisinin daha az önemli olduğu üzerine sert tartışmalar açılabilir. Bu yazının veya herhangi bir yazının bütün bunları karşılaması elbette söz konusu bile olamaz. Burada bahsedeceğim, bazı konu başlıklarında daha belirgin biçimde ortaya çıkan tartışma üslubunun (biçiminin) ve zaman faktörünün bu sonuç üzerindeki etkisi.

Tamamını okuyun