Japonya’da kadın ve zaman…

Mustafa Balbay

On günlük Japonya gezincelemesinden sonra merhaba…
Gezi” ile “inceleme” birleşince hem zenginleşme artıyor hem paylaşılacaklar…
Daha yola çıkarken İlhan Selçuk’un köşesinde yıllar yıllar önce birkaç kez okuduğum Sokrates diyaloğunu yazmıştım. Ne kadar uzaklara gidersek gidelim, gittiğimiz yere kendimizi de götürüşümüz…
Ne var ki; gittiğim yere aynı zamanlamayla Erdoğan’ın gündemini de götüreceğim aklıma gelmezdi.

***

Konuşup konuşup anlaşamama ile ilgili Türkçemizde güzel bir söz vardır:
Beni bir tek sen anladın, ama yanlış anladın!
Erdoğan’ın G20 Zirvesi için gittiği Japonya’da, Türkiye’ye dönünce araştırılıp uygulanması için çaba harcayacağını söylediği tek şey; sadece kadınların devam ettiği üniversite oldu!
Mukogawa Kadın Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada bunu ilanen duyurdu.
Japonya tam bir zıtlıklar ülkesi. İflah olmaz gelenekçilikle çağın en ileri buluşunu yakalama, olağanüstü saygı dili ile rekabeti kazanmak için her yolu deneme, “Az olan zenginliktir” atasözünü çok kullanma ile dünyanın en güçlü ticaret organizasyonunu kurma iç içe…
Bu zıtlıklar içinde Japonya’nın en çok tartışılan yanı kadınların toplumsal yaşamdaki yeri.
Geleneksel açıdan bakınca; kadının yeri evidir. Kadın ülkeyi yönetecek erkekleri yetiştirir.
Dünyanın en güçlü ilk üç ekonomisi içinde yer almayı yetersiz bulan girişimcilik açısından bakınca; kadın yeni hamlelerin vazgeçilmez unsurudur.
Japonya’da kadının” tüm dünyada konuşulmasına neden olan iki haberin güncelliği devam ediyor.
Akihito’dan sonra imparatorluk unvanını alan Naruhito, prens iken çok başarılı bir diplomatla evlendi. Evlilik sonrası diplomat işini bıraktı. Naruhito kamuoyu ile şu bilgiyi paylaştı:
Eşim, işini bıraktıktan sonra saray kurallarına uymak için zorlandı. Bunalıma girdi. Tedavi gördü, şimdi iyi. Sorumluluklarını yerine getirecek durumda.
Japonya’da imparatorluk sarayında erkek dışarıdan evlenirse, karısı imparatorluk ailesine giriyor. Kadın dışarıdan evlenirse saraydan çıkıyor, unvanını kaybediyor. Prenses Ayako, 2018’de halktan biriyle evlendi, sarayı ve unvanı terk etti.
Kadın üniversiteleri de bu geleneksel bakışın parçası olarak devam ediyor. 900 üniversite içinde yüzde 5 kadar. Çok büyük bölümü özel. Eğitimin içeriği, toplumsal yaşama yönelik alternatif bir ideoloji oluşturmuyor. Hemşirelik, ev ekonomisi gibi bölümler ağırlıklı.
En büyük adımı eğitimde atmışlar. 100 yıldır, okuma yazma oranı yüzde 100. Eğitim 3 yaşında başlıyor, 10 yaşına kadar sınav yok. İlke şu: önce iyi yurttaş ol, ülkeni tanı.
Öte yandan kadınlar oy kullanma hakkı için 1925’te dernek kurmuş, başaramamış. Bu hak 1945’te savaştan sonra gelmiş.

***

Tamamını okuyun